Yiyiniz iciniz ancak israf etmeyiniz (Araf 31)
Banu Atabay'in lezzetler.com yemek tarifleri sitesi
1,623 Bölümdeki 151,618 Yemek Tarifine
5,992,065,583 defa bakıldı

Tescilli Kültür Mardin

Günün Yemek Menüsü
Günün İkram Menüsü

Fotoğraflı Yemek Tarifleri

Ana Sayfa
Video Yemek Tarifleri
Yemek Galerileri
Ana Yemek Tarifleri
Tatlı Tuzlu İkram Tarifleri
Yöresel Yemek Tarifleri
Geleneksel Yemek Tarifleri
Etnik Yemek Tarifleri
Dünya Mutfaklarından Yemek Tarifleri
Diyet Yemek Tarifleri
Markalardan Yemek Tarifleri
Ustalardan Yemek Tarifleri
Bebek Yemek Tarifleri
Vejetaryen Yemek Tarifleri
Osmanlı Yemek Tarifleri
Kamp Yemek Tarifleri
Sebze Yemek Tarifleri
Meyve Tarifleri
Kırmızı Et Yemek Tarifleri
Av ve Kümes Etleri Tarifleri
Balık ve Deniz Ürünleri Yemek Tarifleri
Sakatat Yemek Tarifleri
Çerez Tarifleri
Tahıl Yemek Tarifleri
Diğer Malzemelerden Yemek Tarifleri
Pişirme Yöntemlerine Göre Yemek Tarifleri
Tatlarına Göre Yemek Tarifleri
Kolay Yemek Tarifleri
En Yeni Yemek Tarifleri
Malzemeye Göre Arama
Genel Konular
Besinlerin Değerleri
Şifalı Bitkiler
Aşçılığın Püf Noktaları
Sofra Düzeni ve Servis
Mutfak Takımları
Yemek Hakkında Sözler
Yemek Rüyaları
Yemek Fıkraları
Diğer Konular
Sağlık Konuları
Site Hakkında
Makaleler
Söyleşiler
Anketler
Mütevazı Lezzetler®

Üye Girişi
Üye Ol



Tescilli Kültür Mardin

Banu Atabay
Yazar

Kayıt: 26.05.2005
Mesajlar: 1486
Şehir: Beşevler ÇANKAYA
Kısa URL: https://ml.md/lc63827
Gönderme Tarihi: 03.Haz.2011
2,432 defa indirildi / yazdırıldı




Son zamanlarda yerli dizilerin en gözde mekânı neresidir? desem. Çoğumuz herhalde pek fazla düşünmeden Mardin deriz.

Film karelerinde Mardin o kadar ballandırılarak anlatılıyor ki biz de acaba bu yörenin yemeklerini araştırmaya değer mi? düşüncesiyle oraya gittik. Derler ya "reklamın iyisi kötüsü olmaz." Bu televizyon dizileri çevrilmese bizim de aklımıza belki de Mardin yemelerini incelemek gelmeyecekti.

Mardin havaalanına indiğimizde Mayıs ayı olmasına rağmen boğucu bir sıcak, şiddetli bir güneşle karşılaştık. Havaalanı mevki Kızıltepe ile şehir merkezi arası yaklaşık 20 km. civarıydı. Şehrin ufuklarına baktığımız zaman toz bulutuna benzer bir görünüm vardı. Mardin'li insanlar yardımsever, candan kişiler. Kentin merkezinde Arapça ilçelerinde Kürtçe konuşulduğunu ahali ile yaptığımız sohbetler sonucunda öğrendik. Tabii ki bu diller Türkçeden sonra bilinen ikinci lisanlardı.

Mardin daha çok dinler arası uyum, kendine özgü taşıyla yapılan binalar, telkari gümüşleriyle bilinir. Yemekleri ne yazık ki pek gün yüzüne çıkmamış. Şehirde yöresel yemekler bulunan çok sayıda lokanta da mevcut değil. Yöresel yemekleri "nerde buluruz?" sorusunun cevabı da "bulamazsınız, çünkü bu yemekler sadece evlerde pişer" oldu.

Yalnızca "sembusek" bütün fırınlarda bulunurmuş. Sembusek nasıl bir şey? derseniz, size kapalı lahmacun diyebilirim. Yani lahmacun içi, açılmış hamurun üzerine konmuş, ikiye katlanmış ve fırında pişirilmiş. Denedik harkulade bir lezzet.

Mardin kebabının ünlü olduğunu biliyorduk. Bu kebabı en güzel tarihi "Rıdo" lokantası yaparmış, biz de orayı bulmak üzere yola çıktık. Rıdo cadde üzerinde olmasına rağmen sanki kendini gizliyordu. Bir kaç kişiye sorduk. En doğru anlatımı diksiyonunun düzgünlüğünden batı illerinden geldiği anlaşılan bir polis memuru yaptı. Sonunda meşhur lokantayı bulduk, dar cepheli iki katlı tarihi bir binada hizmet veriyorlardı. Dükkândan içeri girdiğimiz zaman burnumuza nefis bir koku, yüzümüze nemli bir sıcaklık çarptı. Bizi üst kata aldılar. Salon tıklım tıklım doluydu ve bir masaya oturmak için 15 dakika kadar bekledik. Neyse pencerenin yanında bir masaya oturduk. Müessesenin sahibi bizzat çalışıyordu, bize ne istediğimizi sordu tabi ki Mardin Kebabı sipariş ettik. Masaya önce kırmızı renkte yarım daire şeklinde doğranmış kuru soğan geldi. Soğana bu rengi yörede yetişen sumağın verdiğini öğrendik. Bu basit garnitürü tattık, bir soğan bu kadar leziz olabilir. Hayatımda hiç bu kadar lezzetli bir soğan yemedim. İşletme sahibi Rıdvan bey siparişlerimizi alırken ailesinden gelen kebapçılık zanaatçılığından söz etti. Bu arada sumağı çok beğendiğimizi anlayınca bize neredeyse 10 salataya yetecek ölçüde sumak hediye etti. Sonra kendi elleriyle bakır tas içinde ev yapımı ayran getirdi masamıza. En son lavaşla birlikte özlemle kokusunu girişten beri içimize çektiğimiz ünlü Mardin Kebabı geldi. Doku olarak Adana kebaba benziyordu ama köftelerin boyu daha kısa ve sayıca Adana kebaptan daha fazlaydı. Tamamen doğal koşullarad yetişen kuzunun etinden yapıldığı için mi, yoksa odun kömüründe pişirildiğinde mi, ustanın maharetinden mi, müthiş bir lezzet damağımıza çarptı. Formülünü merak ettim, aşağıya indim. Ustalar kendi hoş telaffuzlarıyla et, yağ, pul biber, tuz hepsi bu dediler. Pek çoğumuz bu malzemeleri bir araya getirsek de aynı lezzeti yakalayacağımıza şüpheliyim. Eee iş bilenin kılıç kuşananın.

Dedesiyle aynı adı taşıyan Rıdvan beyin dükkânından içimde Mardin Kebabına ait tatlı bir hatırayla ayrıldık. Şimdi sırada oruk, (ya da irok) kahriyat, işkembe dolması, mumbar dolması vardı. Bu lezzetleri nerelerde bulabilirdik bilmiyorum. Nasipse tadarız düşüncesiyle Nusaybin'e gittik. Yolda mayın tarlalarının ötesinde Suriye köy evlerinde camlarının parıltısı yansıyordu. Nusaybin'in öğrendiğim kadarıyla orijinal bir yemeği yok. Buna rağmen kaçakçılar pazarında satılan granül kahve, pazarın girişindeki tatlıcının baklavası denemeğe değer. Cana yakın Nusaybin tatlıcısı Ankara'dan geldiğimizi öğrenince bizden para almamaya kalktı, ona borcumuzu ödeyene kadar çok fazla dil döktük.

Kaçak çay, granül kahve alarak Nusaybin'den ayrıldık. Mardin'de gezilecek çok yer vardı, ne de olsa başka yerlerde fazla vakit kaybetmemek gerek.

Özellikle Midyat'a gitmek lazım orada telkari gümüşlerin bulunduğu çarşıların olduğunu biliyoruz. Midyat'a gittiğimiz gün şansımıza pazar varmış. Pazardan kişniş ve biber salçası aldık. Sonra gümüşçülere bir göz attık. Tekrar Mardin'e döndük.

Hala Mardin lezzetleri karşımıza çıkmadı. Ne kadar tarihi turistik gezecek yer varsa, hepsinin mutlaka çok basamaklı merdiveni vardı. Bütün eski ve yeni binalarda Mardin taşı kullanılmış. Bankanın, dondurmacının, okulların tabelası bile taştan oyulmuş. Bu manzarayı Türkiye'nin başka hiç bir yerinde görmedim.

Zincirli Medresesi, Darül Zafiran, Mor Hanonyon, Dara hapishanesi derken bir hayli yorulduk. Hasan Keyf'de Dicle kıyısında turna cinsi (şorto) balığı yemek için 120 km. kadar uzaklaştık Mardin'den. Bu arada oradaki mağaraları da görmek balığın yanında iyi bir kazanç oldu. Akan suyun yayında yaşadığımız huzuru hatırladıkça mutlu oluyorum.

Aslında Mardin'e dair anlatılacak pek çok şey var. Çöp toplayan eşekli arabalar, tarihi bakırcılar çarşısı, Ulu Camii, şehir müzesi, PTT binası düşündükçe aklıma gelenler. Bir de son Süryani telkari ustası Subhi Hindiyerli var. Tesadüfen girdik dükkânına. Hindiyerli aynı zamanda telkari konusunda öğrenci yetiştiriyor. Bal rengi gözleriyle karşıladı bizleri. Bu sanat hakkında ayaküstü küçük bir sohbet yaptık. Beypazarı telkarisinden bahsettik. Bir Mardin'li Süryani telkari ustası Beypazarı'na gitmiş, yöre halkı bu ustayı çok iyi değerlendirmiş. Hindiyerli "şimdi Beypazarı telkarisi bizimkini geçti" diyor. Öğrencileri bizim için gümüş telleri bükerek küçük bir gösteri yaptı. İşte dedi kendini de göstererek; "4 müslüman, 1 hırıstiyan" Mardin'de yaşayanlar için hangi dinden, mezhepten olduğu hiç de önemli değil. Önemli olan aynı havayı huzurla solumak.

Yemek kültürlerinde de Arap'lardan, Kürt'lerden, Süryani'lerden etkileşimler var. Mesela Mardin'de tatmak nasip olmayan "kahriyat" tatlısı Arap yarımadasında da yapılıyor. Ankara'ya döndükten sonra bu tatlının tarifini bir Mardin'liden öğrendim, denedim ve bu lezzete hayran kaldım. Künefeyi düşünün, kadayıf yerine hamurun içine konuyor peynir. Sıcak şerbet gezdiriliyor ve ılık olarak tüketiliyor. Kahriyat'ı herzaman bulmam mümkün değilmiş. Mardin'de sadece bayramlarda yapılırmış.

Özgün şehir tanımlamasına Mardin tam olarak uyuyor. Boşuna Unesco Dünya Kültür Mirası listesine girmemiş. Şehrin dokusunu bozmak kesinlikle yasak. Restorasyonla tarihi binaların kendine has şekilleri korunuyor, sadece bizim bulunduğumuz sırada Kırklar Manastırında tadilat vardı gezemedik.

Neyse bulunduğumuz sürece sayıca çok yer gezdik. Yemeklerini araştırdık. Artık dönüş hüznü yaşadığımız son akşam yürüyüş yaparken, karşımıza yörenin yemeklerini yapan, yeni açılmış bir lokanta çıktı. Buna inanamadım sanki roman gibi, tam umudu kesmişken, umduğunu bulmak gibi. Evet aklımda kalan bütün yemekleri azar azar denedim. Alışık olduğumuzdan biraz baharatlı, kendine göre tadı olan, değişik yemeklerdi. Yediğiniz sürece hoşunza gidebilir ama bu tatları canınız çekmez, tabii Mardin'li değilseniz.

Mardin memleketin güzel ve özel bir parçası. Orayı hatırlamak, daha önce gidenlerle sohbet etmek bence bir ayrıcalık. Sizlere yolunuz düşerse demiyorum, mutlaka bir bahane bulmanızı ve Mardin'i ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum.

Banu Atabay
















Tescilli Kültür Mardin Tarifleri Makaleler



(1 adet Tescilli Kültür Mardin 68,016 defa bakıldı)


lezzetler.com
Site Hakkında
Kullanım Kuralları
Uyelik Kuralları
Gizlilik Bildirimi
Hediyeli Uyelik
Bölümler
Anlık ziyaretçi: 1
Yemek Kitapları
Mutevazı Lezzetler® Yemek Kitabı
Mutevazı Lezzetler® İkramlar
Mutevazı Lezzetler® Kurabiyeler
Mutevazı Lezzetler® Çorbalar
Mutevazı Lezzetler® Pilavlar
Mutevazı Lezzetler® Videoları
Mutevazı Lezzetler® Fotoğrafları
Mütevazı Lezzetler®
Mutevazı Lezzetler® Sertifikaları
Mutevazı Lezzetler® Türkçe
Mutevazı Lezzetler® Azəricə
Mutevazi Lezzetler® English
Mutevazi Lezzetler® Español
Mutevazi Lezzetler® Deutsch
Mutevazi Lezzetler® Français
Mutevazi Lezzetler® Italiane
Скромные Вкусы® Русский
لذيذ المتواضع ®عربية
Video Sunucuları
video.lezzetler.com
video.ml.md
Youtube
Dailymotion
Facebook
İzlesene
Mynet
Sosyal Medya
lezzetler.com facebook uygulaması
lezzetler.com facebook sayfası
lezzetler.com twitter sayfası
Mutevazı Lezzetler® facebook sayfası
Mutevazı Lezzetler® twitter sayfası

© MMV Mütevazı Lezzetler® TR-06500 Beşevler-ÇANKAYA 2005-2020 Bütün Hakları Saklıdır